Kleiniyen Düşünce Lugatı (1989)

Makale yazarı: R. D. Hinshelwood / Çeviren: Rebia Dirim

SALDIRGANLIK ,SADİSM VE   İÇGÜDÜSEL UNSURLARI:

TANIM: Freud’un cinsellik teorisi Libidonun pek çok unsuruyla bağlantılıdır.-  oral, anal, genital aşk; heteroseksüellik, homoseksüellik sadizm, mazoşizm; röntgencilik, teşhircilik. Bu bileşenlerin karmaşık bir karışımı olarak libidonal dürtüler, gelişimin çeşitli aşamalarında, farklı biçimlerde birbirleri üzerinde örtüşerek ortaya çıkabilirler.Klein, yetişkin analizlerinde görüldüğü üzere, yukarıda sözü edildiği biçimde ortaya çıkan bu durumların fazlasıyla abartıldığını ve tüm bu bileşenlerin/unsurların insan yaşamının ilk yılına sıkıştırılmış durumda mevcut olduğunu göstermiştir. Bu, yukarıda adı geçen unsurlardan bir tanesi,  önceden, kabul edildiği gibi, diğerleri üzerinde hâkimiyet oluşturabileceği bir aşama üstünlüğünü ifade etmez. Ama Klein,  ,nerdeyse tüm dürtü türlerinin birçok aşamada, az ya da çok, var oldukları bir durum tarif etmiştir.Aynı zamanda, sadizmin,  çocuklukta, son derece önem taşıdığına da işaret etmiştir. Bunu yaparken de erken yaş dönemlerindeki saldırganlık üzerine çalışan Abraham’ın takipçisi olmuştur.Klein, saldırganlığın, neticede gelişim sürecinde kritik bir rol oynayacağına, ya da baskılanabileceğine dikkati çekmiştir. M.Klein,  Saldırganlığa, ölüm içgüdüsünün açığa çıkartılması olarak bakmaktaydı.Klein için önem arz eden diğer bir içgüdüsel unsur ise,(röntgencilik ve teşhircilik gibi) epistemophillic dürtülerdi.

KRONOLOJİ:

1920: ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNE İLİŞKİN  GÜÇLÜ BULGULAR (Klein.M , 1922, ‘puberte döneminde  baskılama ve zorluklar’; Klein M.,1927, ‘Normal çocuklarda suç eğilimleri’).

1927;Superego’nun erken dönemlerinde suçluluk ve vicdan (Klein, Melanie,1933, ‘’Çocuklarda bilincin erken dönemde gelişimi’.

1929; Çocuklukta Kaygı Durumları (Klein, Melanie,1929, Çocukluk döneminde yaratıcı dürtüyle sanatsal çalışmalara yansıtılan kaygı durumları.’)

1932; Ölüm içgüdüsünün manifestosu olarak sadizm (Klein, Melanie,1932, Çocuklarla Psikanaliz.)

1935 Depresif Durum (Klein, Melanie,1935,’  Manik Depresif durumların psikogenezisine  bir katkı)

Klein, 1918-19 lu yıllarda çalışmalarına başladığında, çocuklarda seksüel gelişim aşamaları, ağırlıklı olarak Ortodoks Freud’ en modele dayandırılmaktaydı. Bu modele göre,  Cinselliğe yönelik çeşitli dürtüsel ögeler ve çocuk cinselliğinin gelişimine ilişkin çeşitli aşamalar bulunuyordu. (Freud 1905)

a-Komponenetler/unsurlar- oral,anal  ve genital aşk ,heteroseksüellik ve homoseksüellik , sadizm ve mazoşizm,; bütün bu gruplar birbirleriyle  karışarak ortaya çıkabilirler ve her biri aktif ya da pasif konumda olabilir.

b-Dönemler- (a) ilk yıl ,oral dönem ,(b)ikinci yıl, anal dönem;(c)üçüncü yıl’ dan dan beşinci ya da altıncı yıla kadar genital dönem ; (d) altıncı yıldan puberteye kadar  latent dönem;  ve, (e) puberte’den  yetişkinliğe doğru giderken ergenlik..

Libidonun bu sevgi nesnesine yönelik gelişim aşamaları doğal bir süreç izler. Libidonun diğer ögeleri, bu temel kronolojinin üzerinde ortaya çıkar. Özellikle, Abraham’ın benzer aşamalar üzerinden giderek açıklığa kavuşturmaya çalıştığı ögelerden Sadizm ve mazoşizm, bu unsurların en belirgin olanlarındandır. Abraham, zaman tablosu adını verdiği bir düzenlemeyle, Sadizmin bu fazlarının (aşamaları?),oral, anal, genital fazlarla üst üste çakıştığını ileri sürmüş, ve her birini gerçeklikte* ikiye ayırarak, libidonun gelişimini açıklamaya çalışmıştır.(Abraham,1924).

İÇGÜDÜ /DÜRTÜ TEORİLERİNE KLEİN’IN KATKILARI:

Çalışmalarının başlarında Klein, yukarıda adı geçen dürtüsel unsurlar teorisini benimsemişti. Ancak, çocuklar üzerine çalışmaları ve gözlemleri ilerledikçe, Yetişkin analizlerindeki çalışmalardan yola çıkarak geliştirilen gelişimsel zaman tablosunun çocuklarda farklı bir seyir izlediğini görmüştür.Bu konuda  Klein’ın dört temel katkısı bulunmaktadır.

  1.   Her şeyden önce Klein, çocukların sorunlarına eğilirken, karşılaştığı problemleri, onların kendi merak duygularıyla ilişkilendirmiştir. O buna/ki- Freud’a göre bu durum röntgencilik-teşhircilik olarak nitelendirilmekteydi) Epistemofilik unsur (kompanent)adını vermiştir.
  2.  Birincisiyle çok ilişkili olabilen sadisttik ögelerdir. Çocukların fantezilerindeki, şok edici dehşetengiz manifestasyonların, çocukluğa ait cinsellik merakları ve hayal kırıklıklarına bağlı olarak ortaya çıktığına dikkati çekmiştir.

Ancak, bu unsurun, paranoya ve psikoz durumlarının altında yatan faktörlerle derinden bağlantılı tarafları da vardı. ‘’Sadizm’ ’kavramı Klein’ın yazılarında Freud ve özellikle Abraham’ın kullanımındakine eşdeğer anlam içermekteydi; .O günlerde (1923)cinsel sapkınlık dürtülerinin özellikle oral ve anal dönemlerde yönlendirildiği düşünülüyordu. Daha sonraları, Klein’ın düşüncesinde ‘’sadism’’, saldırganlığın uç noktadaki herhangi bir formuyla eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Abraham’ın, git gide kesinlik kazanan libidinal fazları gelişim zamanlarına bağlama düşüncesinin tersine, Klein ,libidinal aşamalara çocukluk sürecinin yaşanmışlıkları şeklinde bakarak, bu fazların  örtüşme biçimlerinin düzensiz ve  aslında sık sık var olan bir durum olduğunu düşünmüştür. Sonunda, 1932 de  Klein,kendisini son derece şoke eden ve Freud ile çatışma noktasına getiren sadisttik  fantezilere takılıp kalmaktan kurtuldu. Ona göre sadizm artık libido ’ya bağlı bir unsur değildi.(Libidonun öğelerinden biri değildi.) ;fakat doğumla birlikte derinlerde yatan ayrı bir içgüdüydü. Bu saptamayı Freud’un ölüm içgüdüsü teorisiyle ilişkilendirdi.. Freud’un ölüm içgüdüsünü, klinik anlamda suskunluk/sessiz bir durum- olarak ele almasına karşılık Klein, çocuklardaki sadisttik fantezilerin ölüm içgüdüsünün klinik manifestasyonu (ilanı) olduğunu iddia etmiştir.

1)EPİSTEMOFİLİA:

Çalışmalarının ilk dönemlerinde, Klein, çocukların ilk sahne ’ye ilişkin soru ve fantezileri yorumlayışlarında fantezi dünyasının ne denli güçlü bir yükselişe geçtiğini ortaya koymuştur. Onun görüşüne göre, bu durum, ilk sahneye ilişkin baskılanmış fantezilerin açığa çıkartılmasıydı. Bilme arzusu, merak, kaçınılmaz olarak güçlü bir ilkellik ve ilkel dürtüyü temsil ediyordu. Klein, bu konuyla iki teorik nedenle ilgilendi. Birincisi; tekniği sırasında sembolik anlamda kullandığı oyuncaklar ve oyun çeşitleri onu sembolizmin doğası üzerine eğilmeye itmiştir. İkincisi ise, çalışmaları sırasında bazı vakalarında sembolik işlevlerin tümüyle mevcudiyetsizliğiyle  karşılaşmasıdır.; Bu Klein’ı psikozun temeline inmek için  önemli bir veriyi şans eseri  bulduğu düşüncesine itmiştir. Merakın baskılanması özellikle psikotik veya psikoz sınırındaki çocuklarda özellikle güçlü bir eğilimdir. Bunun keşfi, psikotik rahatsızlıkların anlaşılmasında çok önemli gözükmektedir; çünkü psikozların, sembol  biçimlenimlerin  düzgün olanlarını da  ifadelerine dâhil ettikleri bilinmektedir.

Freud, kelimelerle ifade etmeyi, nesneler ile ifade etmekten ayırmış ve bu ayrımın hipotezini şizofreni rahatsızlığından hareket ederek kurmuştur. ( Freud,1915).

        ‘’Eğer,-şizofrenlerde sembollerin kendine has somut biçimleri olduğu- bulgusunu, şizofrenide nesne-kateksisinden vaz geçildiği hipotezinin yanına koyarsak, hipotezi, nesnelerin kelime- kateksisinin alıkonulduğunu ekleyerek değiştirmek zorunda kalırız.’’ (Freud,1915,p.201)

Klein, çocuklukta bu sorunun köklerine, çocukluk dönemlerinde olup biten bir durum olarak bakılabileceğini fark etmişti.Oyunlardaki ya da sembolik aktivitelerdeki şu ya da bu şekilde geliştirilen fantezileri açıklama amacının altında dışarıda bırakma ile ilgili bir süreç bulunmaktadır.Dışarıda bırakma,  içsel çatışmalara ve superegonun sadisttik cezalandırmalarına karşı kovma ya da Project etmeyle bağlantılı bir savunmadır. Bu tarz bir içsel durumun acımasızlığı; Klein aşağıda yazdıklarıyla belirgin hale gelmiştir.

‘’ Bu savunma, sadizmin derecesine uygun olarak ( içsel duruma bağlı olarak), vahşi karakterin bir parçasıdır ve, bastırmadan sonra gelen mekanizmalardan temelde farklılık gösterir.

Öznenin kendine ilişkin sadizmiyle bağlantılı olan savunma, bunu defetmeye başvururken, nesneyle bağlantılı olan savunma,  yok etmeye,    yöneliktir. Sadizm, tehlikenin kaynağı haline gelir çünkü kaygının özgür kalmasına ortam hazırladığı gibi, nesneyi tahrip eden silahların, özne tarafından kendine ait bir güçlülük olarak algılanmasını da sağlamaktadır. Tümüyle az gelişmişlik düzeyinde olan ego, kendi gücünün çok ötesinde bir iktidar kapasitesi olduğu durumla karşı karşıya kalmıştır. (Klein,1930,p.220)’’

2) SADİZM:

  Erken yaş dönemlerinde epistemofilik dürtüler ile sadizm arasındaki ilişki, tüm mental yaşamının gelişiminde büyük önem taşır.Bu içgüdü… Başlangıçta, gelişimin ve tüm seksüel süreçlerin alanı olduğu sanılan anne bedenine odaklanmıştır. Çocuk, halen, bu bedenin bir parçası olma dürtüsüne yönlendirilen; anal-sadistik libidinal dönemdedir. Onun neye benzediğini ve muhteviyatını merak etmeye başlamıştır. Böylece epistemofilik dürtü ve arzuyla onunla yakınlaşma ve ona sahip olma yollarını arar. Klein’ın düşüncesine göre öğrenmek, annenin bedenine girmeyi ve böylece anneye sadisttik biçimde sahip olma fantezilerinden doğan kaygıları temsil etmektedir.

              ‘’Çocuk, annesi vasıtasıyla a) babanın penisini b)dışkıyı, c) çocukları istemektedir ve bütün bu beklentiler çocuk için, yenilebilir olan şeylerle eş değerdedir. Çocuğun erken dönemdeki ebeveynleri hakkında geliştirdiği çiftleşme fantezilerinde; babanın penisi (yahut tümüyle bedeni) ,  eylem sırasında anne ile bütün olmaktadır. Böylece, çocuğun saldırgan fantezilerinde, anne ve babası, ısırma,  vurma, parçalama, vb. liriyle sahip olabileceği nesnelerdir.

Anne ve babası tarafından cezalandırılabileceği duygusu olmadıkça, bu saldırgan atakların neden olduğu kaygı, nesnelerin oral sadisttik içe alımıyla içselleştirilir ve erken dönem superego oluşumuna yönelir.’’*

Çocukların saldırganlığına yönelik bu net bulgular, Klein için pek keyifli bulgular değildi. Bu bulgular onun da beklentisini içermiyordu; bu nedenle klinik yaşamının ilk on beş yılını bu konuya eğilmekle geçirmiştir.

        ‘’Altı ile on iki ay arasında bir çocuğun, annesini, sadisttik eğilimlerin her çeşit yöntemine amade bir şekilde tahrip etme düşüncesi –diş, tırnak ve bedenin herhangi bir uzvunu fantezilerinde herhangi bir silaha dönüştürmesi-  dehşet vericidir, zihnimizdeki, söylenmeyecek inanılmaz görüntüleri temsil etmektedir. Ve , en azından kendi çalışmalarımdan gördüğüm kadarıyla  birisine böylesine ürkütücü bir düşünceyi  gerçekle  bağlantı andırarak  yanıtlamak ve  fark ettirmek  gerçekten zordur.’’(Klein,1932,p.130)

Kısır Döngü:    Saldırganlık ve intikam duygusuna mahsus meşguliyet (zihinsel faaliyetler/fanteziler- tutumlar)  daha çok korkuyu ve saldırganlığı beraberinde getirerek özneyi kendiliği içinde tesciller.

Takipçilere (Perse kütörlere)  yöneltilen saldırılar ,  onlara az değil daha çok zarar vererek  iade edilir ;çünkü,    saldırgan kişiliklerin fantezilerinde , öfkelendirilmeye ilaveten   vahşi bir misillemeyi getirir.;…  nesneler   içe alındığında  bu nesnelere  sadizmin tüm silahlarıyla (donanımlarıyla) yapılan saldırılar, kişide (öznede) dışsal ve içselleştirilmiş  nesneler tarafından benzer bir saldırının da Kendisine yöneltilmiş olduğu endişesini doğurur. (Klein,1929,sh.212)

Bu kısır döngü, herhangi bir iyi figüre karşı yoğun kuşkular geliştirerek paranoid döneme ait düşmanlıkları ortaya çıkarır. (Bkz. PARANOİA).

3) PREGENİTAL FAZ:

Klein,sadizm’in yaşamın ilk yılının son dönemlerine ait bir süreç olduğunu belirtmeye çalışırken özünde Abraham’ın  yolundan gitmişti.;  amacı, daha büyük çocuklarda gözlediği fantezilerin  aslında  bu ilk yıla ait saplantılarla bağlantısını kurmaktı. Sonunda, her çeşit libidinal dürtünün bazen biri ya da diğerinin, her hangi bir zaman diliminde, baskın olarak bir birleriyle çakışabilir durumda olabildikleri sonucuna varmıştır. : ‘’ Libidinal dönemler, yaşamın erken dönemlerinden itibaren tüm gelişim süreçleri boyunca birbirleriyle örtüşürler. Olumlu veya tersine çevrilmiş, olumsuz Oidipus eğilimleri, başlangıçtan itibaren birbirleriyle yakından etkileşim halindedirler. ( Klein,1945,p.416).  Sadisttik fanteziler, çoğu kez Oral ve anal dönemlere atfedilirler ve pregenital dürtüler, genital olanlardan daha başat etkinliktedir. Bu nedenle çocuk, yaşamının ilk anlarından itibaren, bu sadistik dürtülerin neden olduğu kaygılarla mücadele etmek durumundadır. Klein, yaşamın ilk yıllarından itibaren genital dürtülerde bazı kımıldamaların olduğunu fakat bu genital dürtülerin çocuğun sevgisiyle güçlenip geliştiğini ( çift olarak her iki ebeveyne karşı) anlamaya başlamıştı. Sıklıkla,  sanki pregenital dürtülerin,(sadizm), sevilen birine karşı gelişen genital dürtülere karşıt olduğu düşündüren yazılarına rastlanmaktadır.

‘’ …. Özne genital düzeye doğru gelişme gösterdikçe sadizmin üstesinden gelebilir. (Klein,1929, p.214) Çocuğu sevilen bir nesne haline getirmekte ki bu güçlü kurgu, onun acıma ve destekleme

Kapasitesini de arttırarak kendindeki sadistik ögeleri keşfetmesine yol açar.(Klein,1929 p.214)’’

Klein, saldırgan dürtülerin gelişimi etkileme yollarından biri olarak, bu dürtülerin ego vasıtasıyla genital uyaranlara, sevgi duygusuna bağlı olarak yöneltilebildiklerini tartışmıştır. Böylece, saldırgan duyguların da bastırılmış gelişimsel eylemler gibi güçlendirilebilir olduğunu veya eşdeğerli olarak, bazen, beklenmedik biçimde, gelişim açısından ileri dönemlerde, farklı bağlantılar ile hareketlilik kazanabileceğini ileri sürmüştür. Böylece Klein, saldırgan dürtülerin, yaşamın erken dönemlerinde gelişim süreçlerinin oluşmasını ya da engellenmesini etkileyen belirleyici unsurlar olduğu şeklinde karşıt bir görüş geliştirmiştir. Pregenital fantezilerin kanıtları üzerinden giderek Klein, klasik görüşe ait olan, Oidipus karmaşasını  ve superego kavramını yeniden gözden geçirmiştir.

4) ÖLÜM İÇGÜDÜSÜ:

1932’lerden sonra, Klein, bebeklik çağının ilk bir yılını sadizmin en üst düzeyde var olduğu zaman dilimi olarak dikkate almıştır. 1932, de, ölüm içgüdüsünün başlangıçtan itibaren saldırgan dürtülerin kaynağı olduğu sonucuna vararak görüşlerini geliştirmiştir. ‘… Ölüm içgüdüsündeki dışadönük bir sapma, çocuğun nesnelerine yönelik ilişkilerini etkiler ve sadizmin tümüyle gelişmesine öncülük eder.’’ (Klein, 1932, p.128 😉 ve:

‘’… İç dünyasındaki tahripkâr dürtülerin yarattığı kaygı yaşamının ilk aylarından itibaren mevcuttur.

  Bununla bağlantılı olarak, sadisttik fantezileri, kaygısıyla birleşir ve bu ikisi arasındaki bağ, özel bir kaygı durumunun doğmasına neden olur…  Libidinal doyum, eros’un bir çeşit ifade biçimi olarak, İç dünyasındaki imgelerin güçlenmesine yardımcı olur ve iç dünyasında onu tehdit eden ölüm içgüdüsü ve superego tehditlerinin hafifletilmesine neden olur.’’ (Klein,1932, p.201)

Bu noktadan hareketle, Klein ,’ın zihin ve zihinsel gelişim üzerine görüşü, ölüm içgüdüsü ile libido( yaşam içgüdüsü) arasında doğuştan var olan çatışmaya ve iç ve dış dünya gerçekliklerinin farkındalığının gelişimine yardımcı olan dış dünya olgularına (olaylarına, durumlarına ) yönelmiştir.Ölüm içgüdüsünün öncül olması durumunda içgüdülerin karışımı ya da birbiri içine geçmesi (fusion) , içgüdüsel olarak, düşmanlık, mazoşizm veya sapkınlığın diğer formları ve patolojik saldırganlığın çeşitli durumlarını ortaya çıkarır.Doğduğu andan itibaren, bebek, kendi gereksinimlerine ilişkin yaşantı süreçlerine, doyum talepleriyle tepki verir, nihayetinde, onu sevecek ve tatmin edecek nesne arayışlarına yönelir (yaşam içgüdüsü). ; ya da yaşantıları   ,(veya özlemi çekilen nesnenin algılanışını),  ,ya da, nesneyi ve /veya yaşantıları algılamaya yarayan algısal donanımları (aparatları)  aşındırır ya da tamamen siler ,(ölüm içgüdüsü). Erken döneme ilişkin tahriplerin etkilerinden kaçınarak, ölüm içgüdüsü, (Freud’un özgün değişi ile ‘saptırma’)  genellikle dışa doğru, dış dünyadaki, kendiliğine yönelik, tahripkar  tehdit şekline dönüştürülen nesnelere yansıtılır; ve  tahrip karlığın bir elemanı  iç dünyada tutularak dış nesnelere yöneltilir.

Depresif Durum:  Özünde pregenital ve genital dürtüler arasında olduğu düşünülen duygusal çatışmaların, bilinç dışı fantezilerde var olan olumlu ya da olumsuz odipal karmaşalar şeklinde pregenital yapılanmaların yanısıra genital yapılandırılmalarda da görülebileceği anlaşıldı.

Teorik kategorileştirmelerdeki bu ortaya çıkan açıklar, Klein ;depressive position  düşüncesine yönelik  çalışmalarını sürdürdükçe daha az karmaşık hale gelmeye başladı ve, Freud’ien düşünceye yönelik gelişim fazları anlayışı askıya alınarak, Klein’ın düşüncesi klasik bir düşünce niteliğinde dikkate alınmaya başlandı.

ŞİZOİD İMHA:

1946’larda Klein,yaşamın başlangıcındaki  yoğun sadistik ve paranoid döneme    ilişkin,(daha sonra paranoid durum olarak adlandırılan) teorisini yeniden gözden geçirdi. Bu gözden geçirme sırasında, saldırgan dürtülerin, dış nesnelere olduğu kadar, öznenin kendi ego’suna karşı da çalıştığını buldu. Ölüm içgüdüsündeki gibi doğumdan itibaren ortaya çıkmıyordu. Ölüm içgüdüsüne ilişkin teorisinde Freud’un yolundan giderek ölüm içgüdüsünün görünürdeki sapma eğilimlerini dikkate aldı.  Şizoid aşamalarda, bu sapmalarda baştan itibaren bir yanlışlık(doğal çocukluk davranışlarının dışında bakılması gereken bir aksaklık.(çev.). bulunuyordu.    Bu yüzden ,şizoid yapıdaki birey ,  kendi içindeki imha edici güçlerden  korkuyor , kendinden korkuyor ,kendi ego’suyla kimliği arasındaki  parçalanmaların çözümsüzlüğünden korkuyordu. Bu dönemde Klein,   ,parçalanmış egonun dış nesnelere yöneltebileceği, saldırgan nesne ilişkisi kavramının prototipini tanımlamıştır. (bkz. Yansıtmalı Özdeşim).

HASET:

1957 de Klein teorisine son katkısını gerçekleştirdi. İlk çalışmalarında olduğu gibi, bu katkı üzerine yaptığı çalışma, insanoğlundaki yüksek miktarda sadisttik saldırganlık üzerine düşünmekti. Sadece çalışmasının en başlarında yaptığı gibi, çocukların oyun sırasında gözlediği engin miktarda saldırganlığı bulmuş olması değil,  daha sonraları kariyer sahibi olmaya başladığında yetişkin psikotik hastalarda da onayladığı aşırı sadizm ve saldırganlık üzerine düşünmesiydi. Birincil haset, özneleri tehdit eden kötü nesnelere karşı yöneltilen ileri paronoid saldırganlığın tersine, içsel olarak hem iyi nesnelere hem de iyi tutumlara karşı yöneltiliyordu. Haset ve ölüm içgüdüsü benzer biçimde,  yaşama ve sevgi nesnelerine karşı da saldırıda bulunulan bir durumdu.

Haset ‘de ölüm içgüdüsü dürtüleri, yaşam içgüdüleriyle birbiri içine geçmiştir ancak bu durumda başat olan ölüm içgüdüsüdür.  . Bu geçişmenin patolojik bir yapılanmasıdır.  Ve

 a)  ölüm içgüdüsünü doyuran nesneye saldırılır,  

 b)   ve aynı zamanda saldırılmak da, gereksinimlerin doğmasına neden olan nesneyi imha etme yöntemiyle haset’e karşı geliştirilen bir savunmadır

Tahrip kârlık, gereksinimin doğmasına neden olan ve aynı zamanda bu gereksinimi doyurabilecek olan nesne ( ve daha sonra sevgi ) ye odaklanır. Haset’in birincil biçimlenişi, saldırgan dürtülerin en ilkel biçimini temsil ettiği düşünülmektedir ve Klein, çocuğun dış dünyaya bakışında, yaşam ve ölüm içgüdüsünün içsel tutarsızlıklarıyla kapsandığını ve beraberinde, şizofrenlerde, saldırganlık ile diğer libidinal dürtüler arasındaki ayrılığı kavramada zorlandıklarını düşünmüştür. (ve hayal kırıklıklarına karşı tolerans kapasitesinde zayıflık, ve gelişim için kabulü zor ortamların varlığı üzerine düşünmüştür.)

ÖLÜM İÇGÜDÜSÜ HAKKINDA TARTIŞMA:

Çocukluda sadisttik bir dönemin varlığı üzerine  elle tutulur bir kanıt yoktur; ancak   sadisttik kökenlerin ölüm içgüdüsü içindeki varlığı söz konusudur.

‘’ölüm İçgüdüsü kavramının yararsızlığı üzerine dört temel itiraz noktası bulunmaktadır.

  1. Freud’un tanımları büyük oranda spekülatiftir ve klinik olarak  ‘’sessizlik’’ ye atıfta bulunulmaktadır.
  2. Libido’nun hayal kırıklığı saldırganlık için yeterli kabul edildiğine göre, saldırganlığın bir kaynağı olarak ölüm içgüdüsünün yansıtılması varsayımı üzerinde durmak gereksizdir.
  3. Kişiliğin içinde işleyen kendine yöneltilmiş tahrip kârlık üzerine herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. ; ve d) Klein tarafından ölüm içgüdüsüne atfedilen önem, psikoanalitik teori içinde libidonun merkezi önemini indirgemesinden kaynaklanmaktadır.

SESSİZ İÇGÜDÜ:

Freud’un ölüm içgüdüsü üzerine düşüncelerinin biyolojik örneklerden kaynaklandığı yaygın bir görüştür; onun organizmaların ölümcüllüğü ve canlıların cansızlığa dönüşü ve bu meselesinin organizmaların düzeyini aşağıya çekerek bozmasının evrenselliği üzerine düşünceleri de yaygın biçimde kabul görmüştür. Termodinamik ve antropy’nin ikinci yasasına bağlı olarak düşünüldüğünde. ,Freud’un zihinsel modeli, psikanalizin bünyesine mistik bir  tarz getirime tehdidindeydi. Bu nedenle pek çok analist, bu düşünceye kendi klinik çalışmalarında ciddi bir yer vermekte yanılgılara düşmüşlerdir. Ölüm içgüdüsükavramına kayıtsız kalındığını kanıtlamak mümkündü çünkü Freud bu kavramın ‘’bir çeşit sesiz ve suskun içgüdü’’ olduğu bilgisini veriyordu.Çalışmalarının erken dönemlerinde bu kavramı neden göz ardı ettiğinin açıkladığı duyulabilmiş değildir

Ancak Klein, ‘’ölüm içgüdüsü’’nün klinik bir kavram olduğunu güçlü bir şekilde dile getirmiştir, çünkü Freud , (1920) bu konudaki tartışmalarına, klinik çalışmaları sırasında karşılaştığı aktarım  (repetition compulsion) ,  travmatik nöroz yakınmaları olan hastalar ve çocuk oyunlarındaki gözlemlerinden edindiği verilerle başlamıştır. Gerçekten de 1920 de Haz ilkesinin ötesinde isimli yazısında bu çalışmaya verdiği ismin doğmasına repitition compulsion ‘un klinik çalışmalarında yarattığı sorunlar neden olmuştur. Çünkü acı dolu deneyimlerin tekrarında zorlanmışlardır. Bu nedenle haz ilkesini ihlal eden, bu ilkenin ötesinde bir başka neden olmalı düşüncesi öne çıkmıştır.

b)Libidinal hayal kırıklığı: Aynı zamanda, öne sürülen yapısıyla ölüm içgüdüsü, sessizlikten uzakta, gürültülü, boğucuydu.  Saldırgan dürtülerin, hayal kırıklığına uğrayarak saptırılmış libidinal dürtüler olarak,  kendi içlerinde ölüm içgüdüsünün bulgularını taşımadıkları sıklıkla tartışılmıştır. Bu konuda en zararsız tartışma, farklı içgüdüsel ögeleri psikanalitik çalışmayla ayırt etmenin mümkün olabileceği üzerinedir.  Ölüm içgüdüsü üzerine psikanalistler arasında ki fikir ayrılığı, bu konuda her iki tarafın da maharetli tüme varım çalışmalarıyla doygunluk kazanmıştır.                                                                         

c) İçsel tahrip kârlık: Klein, en azından çocuklardaki ölüm içgüdüsünün sessiz ve dilsiz olmadığını göstermiştir; kişiliğin üzerinde ölümcül etki bırakmak üzere elinden geleni yapan ve ego ya da egonun muhtevası olan herhangi bir parçadan geriye kalan bir sezi bulunmaktadır. Bu, haşin ve sert bir superego’nun doğmasına neden olan içselleştirilmiş ‘’kötü’’ nesnedir.  Yetişkinlerde ego bünyesinde taşınan tahripkâr bir nesne, hasta tarafından kanser korkusuna sahip olmak gibi, iç dünyadaki yiyip bitirici nesneyi temsil etmektedir. Gerçekten de genellikle, kanser korkusu, bilinç dışı fantazilerde oral sadistik biçimde tasarlanmış ‘’kötü’’ nesne ile bağlantılıdır. Hipokondria’nın diğer formları da benzer örnekleridir.

İçsel tahrip karlığın klinik örnekleri Rosenfeld tarafından araştırılmıştır. (1971); ve son zamanlarda pek çok başka klinisyenlerce de, Klein’ın  ‘’ölüm içgüdüsü’’kavramının kullanılmadığına yönelik yanıtsız kalındığı iddialarına cevaben çalışmalar sürdürülmektedir. Borderline hastaların kişilik örgütlenmesi;, kendiliğin , iyi taraflarına korkutucu ve baştan çıkarıcı stratejilerle saldıran, kendiliğin kötü taraflarından oluşmaktadır.

LİBİDO VE ÖLÜM İÇGÜDÜSÜNÜN GÖRECE ÖNEMİ: 

Tartışılan diğer bir konuysa, Klein’ın ölüm içgüdüsünün libido üzerinde etkisi olduğuna ve, bu dürtünün nesnelerle ilişkisinin ölüm içgüdüsü üzerinden türetildiğine yönelik açıklamalarıdır. Bu yaklaşım Freud’yen görüşe oldukça ters düşmekteydi.Klein’ın Freud’un libidinal dönemlerin gelişimine ilişkin yaklaşımını bertaraf ettiğine ilişkin şikâyetler,  Viena analistlerinin 1939 larda londra’ya gelmeleriyle artış gösterdi.  Karşı çıkışlar ve şikâyetler aşırı duyarlıydı; ancak Klein’ın, saldırgan dürtülerden kaynaklanan kaygıya bağlı olarak libido’nun gelişiminde baskılama ve problemler gördüğü doğruydu. Gerçekte Klein, Libidinal teori v e buna bağlı olarak çocukluktaki cinsellik aşamalarının ağırlığını hafife almıyordu. Onun üzerinde durmakta ısrar ettiği nokta, bu gelişim aşamalarının tren tarifesi şeklinde bir biri ardına düzenli olarak gelişmedikleri konusuydu. Onun anlatmaya çalıştığı, bu aşamaların yukarıya doğru birbirini her zaman sıkıştırdığı ve yine de dürtülerin kontrolü altındaki bir segmentin açığa çıktığı idi.İlk olarak oral dönem anal dönemin üzerinde üstünlük kuruyor, daha sonra anal dürtüler kendilerini oral ve genital dönem üzerinde etkin kılabiliyorlardı. Klein’ın vurgusu, libido’nun saplandığı noktaları tespit eden sadizm aracılığıyla libidinal gelişime yapılan müdahaleydi.

Daha sonra bu sorunlar geride kaldı. Klasik analistler, klinik açıdan ölüm içgüdüsünün önemini küçümser ve libido ve ego’nun epigenetik gelişimini vurgularken, Klein’ın görüşünü benimseyenler için ölüm içgüdüsü, sessiz değil aksine libidinal gelişimin erken aşamalarına büyük zarar veren ve gelişimi biçimlendiren eylemsel bir işlev taşıyordu. Klinik uygulamalarda kesin sonuçlara varmak açısından yönlendirici nitelik taşıyan bu konuya halen ciddi dikkat sarf edilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA:

Abraham Karl (1924) ‘’A short study of development of the libido’ in Karl Abraham (1927) selected Papers on Psycho-Analysis, Hogart,pp 418-501.

Freud Sigmund (1905) Three Essays on Sexuality ,in James Strachey,ed.The Standart Edition of the Complete psychological Works of Sigmund Freud,24 Vol.Hogarth,1954-73,vol.7,pp.159-245

-(1915) ‘’The Unconscious’.S.E.14pp.159-215

-(1920) ‘’beyond the pleasure principle.S.E. 18,pp 3-64

Klein,Melanie (1922) ‘İnhibitions and difficulties in puberty’ İn the writings of M.Klein.vol.1, Hoghart,pp.54-8

-(1927) ‘’criminal tendencies in normal children’The writings of Melanie Klein ,vol1 pp.170-85

-(1928) ‘Early stages of Oedipus Complex’ The Writings of M.Klein,vol.1 pp.186-98

-(1929)’İnfantile anxiety-situations reflected in a work of art and in the creative impulse’ The writings of M.Klein vol.1 pp.210-18

-(1930) ‘The importance of symbol –formation in the development of ego’,The writings of M.Klein vol.2,pp 219-32

-(1931)  ‘A contrubition to the theory of intellectual inhibition’The writings of M.Klein,vol.1 ,pp.236-47

-(1932)’’ The psycho-analysis of Chıldren,The writings uf M.Klein,vol.2

-(1933)’’The early development of conscience in the child’’The writings of M.Klein,vol1.pp.248-57

-(1935)’A contribution to the  psychogenesis of manic-depressive states’The ,Writings of M.Klein,vol.1,pp.262-89

-(1945) ‘The Oedipus complex in the light of  early anxietes.’The Writings of M.Klein,vol.1,pp.370-419

-(1946) ‘Notes on some schizoid mechanisms’ The writings of M.klein,vol.3,pp.1-24

-(1957)’ Envy and gratitude’ The writings of M.Klein,vol.3,pp.176-235

Rosenfeld,Herbert (1971) ‘Aclinical approach to the psycho-analytical theory of the life and death instincts :an investigation into the agressive aspects of narcissism’İnçJ.Psycho-Anal.52:169-78

Segal,Hanna (1987)’The clinical usefulness of the concept of the death instinct’ (unpublished) 

You may also like...