Anasayfa

APPG üyeleri. Soldan Sağa Ayakta : Leyla, Melek Erten, Serin Öget, Allen Siegel, Neslihan Rugancı, Zeynep Atbaşoğlu, Berna Pehlivantürk. Soldan Sağa Oturanlar: Yavuz Erten, Füsun Cuhardaroğlu Çetin.


Psikanalitik Kendilik Psikolojisi Hakkında

Kendilik Psikolojisi, 70’lerin başında Heinz Kohut’un ünlü incelemesi “The Analysis of the Self (1971)”i yayınlamasıyla takdim edilmiştir ve Freud’un 20. yüzyılın başlarında psikanalizi bilim dünyasına tanıtmasından sonra filizlenmeye başlamış en önemli analitik kuram olmuştur.

Ego Psikolojisi kuramları üzerine eğitim almış olan Kohut, sadık ve muhafazakâr bir Freudyen analist olarak ün salmış, bu ünü 1964 yılında Amerika Psikanaliz Derneği’nin başkanlığına getirilmesine de neden olmuştur.

Ancak Kohut’un kendi hasta popülasyonu arasında vaktinden önce sonlanan ya da çıkmaza giren süreçleri gözlemlemesi ve bu durum üzerine yoğunlaşan ilgisi sonunda bilimsel kesinliğine inanmış olduğu ve kişisel ününü de bağlamış olduğu kuramları sorgulamasına neden olmuştur.

Düşüncesini neyin değiştirdiğini soran yakın bir bilim insanına şöyle demiştir: “…hastalarıma yaptığım açıklamaların zorlama olduğunu gitgide daha çok sezmeye başlamıştım ve hastalarımın onları anlamadığım yönündeki şikayetleri de bu sezgimi doğruluyordu.”

Böylece Kohut, klasik kuramı bir kenara koyarak, hastalarıyla yürüttüğü çalışmalarının rehberliğinde kendilik kuramını ortaya çıkarmıştır.


Çağdaş Kendilik Psikolojisinin Esasları

Psikanalitik Kendilik Psikolojisi’nin önde gelen kuramcı ve uygulayıcılarından olan Alan Kindler, Joe Lichtenberg, Frank Lachmann, Jim Fosshage ve Shelley Doctors çağdaş Kendilik Psikolojisinin esaslarını aşağıda yer alan listede özetlemişlerdir.

  • Kendilik Psikolojisi hastanın öznel deneyimine öncelik tanır. Bu amaçla, her zaman hastanın bakış açısını önde tutan bir perspektifi sürdürür. Terapistin amacı dönüştürülebilsin diye öznel deneyimi kavramak ve aydınlatmaktır.
  • Sadece hastanın öznel dünyasına katılmaktan ziyade, çağdaş Kendilik Psikolojisi birbirilerinin üzerindeki etkileri ile beraber hem hastanın hem de terapistin öznelliklerini, terapötik süreci bütünüyle kavramak için dikkate almanın zorunlu olduğunun farkındadır.
  • Öznel deneyimin anlaşılmasına olan vurgu, bu deneyimin gerekli bileşenlerini yakalamak için iki temel kavramın gelişimine neden olmuştur. Bunlar “kendilik” ve “kendiliknesnesi deneyimi”dir. Kendilik (ya da öznel kendilik algısı), kişinin kendi biricik öznelliğinin deneyimlenmesine işaret eder ve bütünlük, süreklilik ve canlılık açısından niteliği çeşitlilik gösterir. Kendiliknesnesi deneyiminde ise, kişi kendisinin daha bütünleşmiş ve canlanmış hale gelmesini deneyimler.
  • Kendiliknesnesi deneyimleri aynalama (onaylama, takdir etme), ülküleştirme (güçlendirme, yatıştırma) ya da ikizliğin (benzerlik, düşündeşlik) çeşitli biçimlerini kapsar. Diğer pek çok biçimi daha tanımlanabilir, olasılıklar sonsuzdur. Bu deneyimler terapistle olan ilişkide ön planda (bilinç düzeyinde) ya da geri planda (ele alınana dek bilindışında) yer alabilir. Bu deneyimler sağlıklı (gelişimi destekleyici) ya da doğaları gereği patolojik (gelişimi kısıtlayıcı) (örn; madde kötüye kullanımı) olabilir.
  • Herhangi bir zamanda bir kişinin öznel deneyimini kavramak için duygulanıma özel bir dikkat yöneltiriz. Duygulanım, öznel deneyimi anlamanın anahtarıdır. Duygulanım deneyimlenir ve görünür.
  • Kendiliknesnesi deneyimlerinin yararlı etkilerini tanıma ve keşfetmeye ek olarak, terapist ayrıca kendilik nesnesi ihtiyaçları karşılanmadığında açığa çıkan rahatsızlık örüntülerini de keşfetmelidir.
  • Uyumsal olmayan ya da sorunlu örüntülerle yan yana duran olumlu çabalar üzerinde durulur.
  • Sorunlu davranışın kişi için kendiliği düzenleyici niteliğine, bu davranışın diğerleri üzerindeki olumsuz etkilerini de göz ardı etmeksizin dikkate alırız.
  • Bozma- onarma (disruption-repair) dizileri, deneyime yakın duruş içinde (empatik olarak) açığa çıkarılır çünkü bu diziler hastayı (ve terapisti ve ilişkilerini) daha derinlikli bir biçimde anlamanın yollarını sağlar. Bu, çoğu zaman engellenmiş kendiliknesnesi ihtiyaçlarının ve bu engellenmelere dönük tepkilerin tekrar edici örüntülerinin doğasını açık bir biçimde görmeyi içerir.
  • Hasta-terapist arasındaki etkileşimde yer alan olayların sırasına dikkatli bir ilgi yöneltilir (Terapötik süreç içinde “sonra ne oldu?”), özellikle de hastanın öznel deneyimine yönelirken. Bu tutum, terapistin herhangi bir andaki katılımının etkililiği için gerekli yönlendirmeyi sağlar.
  • Geçmiş “yaşanmış deneyimler”in bilgisi güncel klinik deneyimin (takaslar, olaylar, eylemler vb.) anlaşılmasına yardımcı olması için kullanılır. (Daha geleneksel modellerde tam tersi için kullanılmasına rağmen.) Bu nedenle, güçlü bir gelişimsel perspektiften söz edilmektedir. Bu perspektif içinde “model sahnelerin” (gelişim içinde yaşanan prototipik anlar) birlikte yapılandırılması geçmiş deneyimleri canlı ve güncel kılar.
  • Hasta için kime dönüştüğümüzü (daha açık olarak ifade etmek gerekirse hastanın bizi deneyimlemesini nasıl uyandırdığımızı) açığa çıkarmak amacıyla terapist hastanın tutumlarını bu soruşturmanın yola çıkma noktası olarak kabul eder.
  • Çağdaş Kendilik Psikolojisi geniş bir yelpazeye yayılan yön değiştiren motivasyonların (bağlanma, fizyolojik düzenleme, duyusal ve cinsel deneyim, ifade ve keşif ihtiyaçlarının) kırılgan bir kendiliğin varlığını sürdürmesi, korunması ve güçlendirilmesine dönük temel ihtiyaca katkıda bulunduğunu kabul eder.